27 Şubat 2014 Perşembe

Gündüzlerin koynuna girdiği bir zaman diliminde,
Öyle gürültülü sevdim ki seni; dünyadaki herkes sağır.
Kimse duymuyor, bağır!
Uzaydan bahset bana, zürafaların boylarından, gezegenlerden bahset, yemekten bahset, annenden bahset..
Bugün sen olmasaydın; yar-

Sadece bizim amin diyebildiğimiz bir duanın besmelesi sendin.
Adın ile başladı hepsi..

Ahşap bir evin merdivenleri,
Duyduğum senin ayak seslerin.
Dışarısı inadına benden beyaz..
Karanlıktan korkunca sakallarını kafama çekerim..
Korktuğumu ilk kez geçen yıl bugün söyledim..

Bir çocuk parkı, salıncaklar;
Duyduğum senin sesin.

Daha yükseğe, daha yükseğe!



NAZAR VAR BENDE KURŞUN SIKMAK LAZIM.

Kem gözler gözümün içine içine bakıyor.
Kafatasımdan lades tutuşuyorlar.
Yüzüme bakıp yüzümden çıldırıyorlar.

Kaçıp atıyorum kendimi balkondan yollara.

Güzel ülkemin toplu, tüfekli, havanlı, el bombalı hatta canlı bombalı karşılamaları gözüme ilişiyor.


"Nazar değmiş bize" diyorum; Valla nazar değmiş.

Kem gözlere şiş.

Biz de nazar olduğuna inanan bizde başka onlarda var demek ki..

Ben hariç, sen dahil hiç kimse bilmiyor olanı biteni.

Topuklarımıza kurşun sıkıyorlar.


Dört bir yana dağılıp kaçışıyoruz. Sevincimizden.

Koşuyorum biyerde soluklanıyorum. Arkamda kalan boş duvara Çöp Adam çiziyorum.

Çöp Adam cin gibi, elinede kalem çiziyorum.

Oda beni çiziyor.

Karşılıklı çiziktiriyoruz.

Bi çeşit zîna.

Çöp Adam şakaklarıma geliyor ve duraksıyor. 3,5 mm'lik boşluk geçiyor aradan. Çiziyor. Ve kırmızı renkte akan sıvılar.


"Öperim." diyor. "Sen beni boşluğundan silmeden ben seni şakaklarından çizdim, üstünü çizdim. Htta altını çizdim kalın uçlu kalemle."


Teşekkür ediyorum. Beni kurtardığı için binlerce kez teşekkür ediyorum, Sayın Katilime.

Okadar etkileyici ki şiddeti bile gözümü alıyor.

Genel dünya gergin, benim dünyam dingin.

Bünyem yükseklerden atlıyor.


"Sen varyaa! Çok tehlikeliymişsin!!?" diyorum.


"Hayır sadece korkağım. Senden önce davranmak benim için bir ilk." diyor, belki inliyor.


Yüreğim ağzımda, o yüreğimin tadını; bense hayat öpücüğünü alıyorum. Kutuya koyuyorum. Kendimi ateşe verip küllerimle kutuya doluyorum.

Onuda hayatımın en güzel hediyesi kabul ediyorum.

Yüzüme fırlattığı "Mutsuzsun"ları da kulağının ardına saklıyorum.

Öppüyorum ve öpüyorum.Bize nazar değmesin diye topuklarına ve başına kurşun sıkıp döküyorum.

Sevgilim seni öldüresiye seviyorum.


BURUŞMUŞ GAZETE KAĞITLARI ÖLÜM FERMANIMIZDI.


Beyaz gövdeliydik biz.
Gazete kağıdı gibi buruşmuştu gözkapaklarımız.
Sevişme sonrası yakılan sigara dumanı gibiydi bakışlarımız..

Bu hale gelmeden önce;

İnsanlıkla tanışıyordum.
Uzun süredir neye benzediğini bilmiyordum.
Ve emin olmuştum ki,
Benim gibi birsürü beyaz gövdeli, adı 'insan' olan yapıdan bir tanesini seçip kendini tanımaya adamıştı.

Çitleri tırmandıktan sonra, mayınlı tarlaya ulaşmıştım.
Zihinler dalaştıkça, ter zerrecikleri birbirine alışıyordu.
Mecazları aşınca yolumuz kesişiyordu.
Konuşmaya yeltenince, kulak zarımı yırtıp geçiyordun aklımın odalarına.
Tanınmamak için tebdil-i kıyafet sana adanmıştı.
Beslemem gereken birşeyler vardı, duygular.
Nefret etmek için çok uğraş verildi.
Ama içerde barındırmak o kadar kolay değildi.
Ancak avuçlarımda ve bileklerimde.
Bilek kesmek seni içimden çıkarmak için doğru yol değildi.

Evlerden kovdum ikimizi.
Evlerden çıktık lanet mide ve baş ağrıylarıyla.
Göğüs kafesi ve baldır ağrısı cabası.
Her yol denenmişti.
Sıra yanlış yollardaydı.
Ya ben öldürecektim onu,
Ya o beni öpecekti.
Kararlıydım.

Öpmeyi öğrendiğim ilk gün,
Dudağının kenarını ve omzunu kullandım.
Vücudu soğuktu, beyaz gövdelilerinkinden bile soğuktu.
Öldürmek için programlandığımı hatırladım bir an.
Zaten kaçtığım üniformalı "insanlar" değilmiydi.
Bütün izlerimi yollarda bırakıp tanımak için sana gelmiştim.
O güzel başını belaya sokmak benim için zevkti sevgilim.

Kanmış ve kandırılmıştım.
İşe yaramaz bir sürü mevzu da kendimi andırmış ve kandırmıştım.
Eroinman bir delinin, öpüşken sevgilisi olmuştun birden.

Uyardım.
Yaklaşma yatağıma.
Bugün fena kurşun yağacak!
Uyardım!
Çelik şemsiyesiz adım atma.
Suç üzerine kalacak!

Şimdi bi sigara, sallanan koltuk ve bir kadın. Onca kahkahadan sonra somurtan bir kadın.
Yiyişken bir adamın, sövüşken sevgilisi olmuştum birden.

Tanıma sürecinde bana söylenen en anlamsız yalan "Kadınım"
Ben seni biliyordum.
Seni dudağının kenarında ki mermi izinden tanıdım!

İnsan için uzun olan saatleri bir hışımla bitirip,
Tanışmayı kısa tutmuştuk.
Yolun ikiye bölündüğünü görünce,
Seni omzundan bölüp dudaklarını yanıma aldım.
Tanımanın verdiği boşluğu da havayla doldurdum.
Sonra çığlık attım.
Yeniden doğmuştum.
Yeniden kendimi doğurmuştum.
Ve insan tanıdığıma pişman olmuştum.

Bir daha asla buruşmuş bir gazeteyi açıp eski haberleri okumayacaktım.
Biliyordum.

Bunları sana anlatıyorum.
Çünkü seni nasıl tanıdığımı anlaman için birşeyler yapmalıydım.
Sol lobun üstünden öpüp,
Siktirolup gidiyorum.

Sorun sexte değil bende.


Ne kadar diyalektik olduğumu yatağa bağlama sevgilim. Sen bağlanırken,ben kelepçe anahtarı yutuyordum. Ki ben mühürümün anahtarını da sol yanımda sallandırıyordum.

KatilOlmak : Cinnete gelmeden sağda inin. Hemen burnunuzun dibinde.

NOT:Bugün tamamiyle kendim için ve aklımı kaçırmamak için yazdım.Ama elbetteki ölmek istemiyoruz hiçbirimiz! Tanrım elimi tut. ... Herbi boku bildiniz de noldu cinsdaşlarım? Başımız uçmayı mı öğrendi, yoksa denize doğru sallandı mı? Bundan sonrasını da anlamayıveriniz zaten? Herşey bu kadar anlamsızken. Ki hayat hiç tekin değil. Biraz daha bekleyin.. Özgürlük uçmakta saklıysa, Hezarfen az da olsa özgür kalabilmiş. Bulutların renksiz olduğunu da görmüş. Bazılarına göre bulutlar farklı seyirlerde ve de renkte olabilirler. Hayır unutun bunu! Ki bulutlarınızın rengi toz pembeye çalıyorsa, İz bırakmadan kaçın ordan. Bu işte bir ibnelik var. Koşun! Koşar adım çıktığınız soğuk odaya sürünerek döneceksiniz yerleştirin beyninize! Hepiniz birer katil adayısınız. Ve ben içimde öldürdüğüm binlerce insan aşkına! Ben görebiliceğiniz en dağınık katilim! Her maktülün bir parçasını ardım da bıraktım. Bi kısmı da yüzde yüz doğal pazar torbamda. Ben yüzde yüz doğalım! Ben yüzde yüz deliyim. Ben yüz de yüz arayanım. Ben yüz de yüzbinlerce yüz görenim. Bana tekil gelmeyin, Herşeyin farkındayım. Türk sinemasında ki kötü karakter, Zengin kızın paşa babası, Fakir kızın güzel annesinin gözünün üstünde ki kaşıyım. Günün birin de başka bir katil beni öldürmek isterse, Göğsümü gere gere, Göğsümü sunacağım. Pişman olmaması veya acımaması için, Gözlerimi kapaması gerekecek. Yapabildiğim en iyi şey bakmak benim. Ve acıktıysam aklımı yiyebilirim. Bantlarına yara arayanım ben. Yüzü bebek poposuna dönsün diye bir damla tuz ruhu kullan diyen de benim! O adamı öldüren de benim Evet ordan uçan da benim. Havuza işeyen de büyük ihtimal benim gelecekte doğacak olan oğlum! Bütün fahişelerin sırtını sıvazlayan da benim. Anlayışla karşılayıp gözbebeklerini büyüten de benim. Ben bir katilim. En anlamlı cinayetimi de kendim de bitiririm. Çok şahşahalı, Havai fişekli, Davullu zurnalı. En ihtişamlı benim ki olmalı. Hezarfen’den sonra özgür kalan ben olursam, Tarihe altın harflerle yazmalı. Tonlarca ceset ve birikmiş hesaplarla uçtu. Uçtuğu gibi sert zemine kondu. Bu zaten akılda kalıcı bi’ sondu

Ve Biz Gaipten Sesler Duymaktayız.



İlacımız ıslak topraktan bir tablete çivi yazısıyla yazılmıştı.
Ve doktor,
Tedaviyi tamamladıktan bi'kaç gün sonra cadı diye diri diri yakılacaktı.
Bunu gören hastalar intihara koşacaktı.

-Doktoru öldürürsek, hastalık ortadan kalkar.
-Birşeyleri ortadan kaldırmak için önce ortalığı kolaçan et!

Burnunu çeke çeke atlas yorganlara sarıyor bedenini SayınHasta.
Hastanın sesinde bi cafenin üst katında ki balkon var.
Sigara içmek için üst kata çıkıyor.

Hastanın gözünde sadece İstanbul'un martıları var.
Ankara'ya kadar ulaşıp suda boğuluyor.

-İnsan yağından sabun yapıyoruz burda!
-İnsan beyninden salata!
-Kafa karıştırma.

Hasta annesine yalvarıyor beni sar, beni öp,
Sonra doğur beni.

Minarenin tepesinde ki hocanın sesi,
Detone bi popstar.
Herşey elindeki çizgilerde.
Başlangıcıysa milattan önce 3000.

-Sesim kısık artık.
-Bi sigara yak iyi gelir.
Beni ne çok seviyorsun!

Hastaydık.
Ölüyor gibiydik.
Ama ölmüyor idik.
İşte öölüm gibi birşeydi!

Ki sonumuza daha çok vardı.
Büyülü ilaçların büyücü yapıcısı
Ve içeni gururlu bi okadar tatminkar.

Biz ilaçlarımızı aksatmıyoruz. SayınDoktor!
Hayır düzenli olarak içer gibi yapıyoruz.
Biz doğuştan zatürreyiz!

Ki zaten bizi yalan söylemeyi iyi bilen birileri yazdı.
İyilik perimiz kafamızın üstündeydi.
Elindeki sihirli değneği aldık, yerine bi sopa verdik.
Gülümseyen peri,üzerimize bir başka yürüyor.
Kafamızı patlatıyor.
Beynimizi açsak açlıktan yeriz!

Ve biz ilaçlarımızı aksatmıyoruz. SayınDoktor.
Biz doğuştan anemiğiz.

-Bağışlıyorum kanımı!
-İçinde ki bütün mikroplarla, cümleten!
-Bağışlamıyorum diğerlerini.

Ve biz hasta değiliz. Hatta biz figüranlarız geri kalanı da bize
sus payı olsun diye yazıldı.

Ve biz gaipten sesler duyarız çoğu zaman.
Yumruk ve yere damlayan kanın sesleri.
Neyin kafasını yaşıyoruz ki?
Bizim kafamız dövüş kulübünün eseri.

Ve biz hala gaipten sesler duymaktayız.

-Hapşu!
-Hasta mı oldun sen?
-Hayır iyi yaşamamı dilemen için numara yaptım
.

SİZE KAFA ATSAM? KAFANIZI DAĞITMIŞ OLURSUNUZ? NE DERSİNİZ?*


Tehdit ediyorum tedaviyi.
Bir annem benimle yaşamaya teşebbüs ediyor.
Bir de sevgilim beni hayatına dahil ediyor.
Dahil olmayı başarıyla hayata geçirince.
Dahilerin hayatına geçiriyorum.
Büyük bir zevk ve şehvetle.

Beynimde ki depremler ve damarlarımda çöken binalar;
Midemde kibomba imha ekibi
Ve siyah bond çanta.

Çantanın içi aklımın silahlarıyla dolu.
Ve 'Ben bir silahım! Ama hiçbir silah yaralamaz insanı,bir başka insan olmadan!'

Terkedilmek insan sıfatına bürünüp,
Beynimde yatıya kaldığından beri;
Seri ilanlar sayfasında seri katiller arıyorum.
Uzuvlarımın seri yokoluşlarında parmak izleri için.

Aynada kendime hemşire edasıyla 'SUS' işareti yapıyorum.
Asıl mesleği doktorluk olan,
Katillere parmağımı vurduruyorum.

Teknolojiyi sevmiyorum ben.
Temassız konuşmayı küfürden sayıyorum.
Verebildiğim yegane tepki hıç-
kırık kalp, sıkıntı ve ağlamak.

Gözyaşı pınarından özgürlüğünü ilan eden damla
dudaklarıma ulaştığında,
Doktor tavsiyesi gargara.
Dişlerimi taşlıyorum.
Dişlerimi gösteriyorum.
Çevremde ne var ne yok hırlıyor.
Yastığım,dolabım,okunacak kitabım, sigara ve tablası.

Gökyüzünü sırtımda taşıyorum ben.
galiba cismim
yıldız yağmurunda rüya şemsiyesini açan casus gemi!
Yılım kadar yıldıza sırtımı dövdürüyorum.
Omzumda taşıyorum kendimce dünyanın ikizini!
Galaksi onca arpa yükü.
Hafif insan.
Samanyolu.


Hastaneler geziyorum.
Morgları kolaçan ediyorum.
Dahiliyeden çıkıp ruh ve sinir hastalıkları hapisanesine gidiyorum.
Ben birşeylere bağımlıyım ve bağım amatem!
Güzel bir yürüyüşün ardından başhekimin odasında soluklanıyorum.
Bitiriyorum.
Tedaviye cevap vermiyorum.
Doktora tavsiye de bulunuyorum.

"Beyin kanseri olmuşsunuz ne acı.
Size bir yogurtlu deli alayim birde sizofren ustu paranoyak.
İyi gelecektir."
"Hastasın sen!" diyor.
"E ben bunu biliyorum zaten. Kafam dağılsın diye size b*k attım.Yada durun!"

Evet biliyordum. Deserebre olan kobay bendim.
Yada DURUN DOKTOR.

'Size bi kafa atayım. Hem kafa dağıtmış olursunuz hı?'


cinnetparçacıkları I

HAYDE BRE.

Yayınımıza Türkçe sözlü hafif hüzünle devam ediyoruz. Benimle birlikte intihar et anne!

Ve Elinden Hiçbişey Gelmez.



















Uçar adım lobiden içeri girdim.

-Hoşgeldiniz Matmazel. Buyurun oturun. Çay içer misiniz?

-Hoşbuldum. Kahve koyuver sen. Hatrımda kalabilmen için ihtiyacım olacak.


*Gerçekten onca yıl devrelerimi işgal etmesine izin verecekmiydim? Emin değilim.

-Hayhay. Müzik ister misiniz? Neyle inleteyim duvarları? Ne dinleteyim? Pop? Caz? Vals?

-Eski kalem olsun. Kafamda kötü düşünceler ve dans etmek isteyen cüceler var.

*Dans etmek isteyen bendim. Allahın belası cüceler nerden çıkmıştı?

-....... ! Ne kadar da güzel çalıyor.

-Kesinlikle enfes. Beni dansa kaldırmayacak mısınız?

-Bu eşsiz güzelliğin eşsiz kalabileceğini düşünmemiştim. Kahve ısmarlamakla yetinmek zorunda olduğumu sanıyordum.


*Ahmak.Şapşal. Hala lagaluga. Söverim(!) böyle aşkın ızdırabın(ı)a.


-Çok güzel dans ediyorsunuz!

-Bilakis bu işte çok kötüyüm. Sadece ritim.Dans etmeyi bilmeyen sizsiniz.

...

*Bu halini seviyorum be adam.

-Dans etmek bi zevkti. Haydi konuşun lütfen. Ses tonunuz karnımı doyuruyor, diş ağrım gidiyor, tuvalete gitmeyi bile unutuyorum. Konuşun.

-(tam şapşal)Siz bana beni anlatmaya çalışsanız?

*Desem kafası karışmadan etmiyor adamın. Düşünüyor ne yapacağını. Beni terketmeden gitmiyor adamım.

-Bildiğimden emin olduğum tek şey gözünüzü kırpmadan topuklarıma sıkabileceğiniz.

-Bence bunu da idrak edememişsiniz.

*Topuk benim işim değil! Kesin çözümlerin kadınıyım ben! Dudakların dururken..

-Kırmızıyı sevdiğinizi biliyorum mesela (?)

-Eveet siyaha gelmeden sağa çekerim kırmızıyı severim.

*Kaldırımlar bu yüzden ıslak, sana gelmeden kanlar akıttım.

-Yüzmekten korktuğunuzu ve kaçtığınızı?

-Doğru kalbimi ve parmak uçlarımı kramp kaplıyor. Bi nevi çelik zırh. Buraların en iyi yakın dövüş ustasıyım.

*Ya çok tanıyorsun beni, ya hiç. Ama bilmiyorsun; ben suyun üstünde yürüyorum.


-Süt içmeyi de seversiniz.

-Evet yatmadan önce mutlaka. Yanına bi sigara.

*Sigaranın nikotini ni alıyor yeğen! Beyaz tenimi koruyorum şaraptan. Ya kırmızı olursam. Beyaz şarap hiç sevmem.

-Yanınızda mutlaka kalem, kağıt. Mutlaka kitap!

-Ah evet. Eksik etmem.

*Birini öldürmek istediğimde tetiği değil kalemi çekerim. Ortalığı kolaçan et. Birazdan sıkıcam.

-Karanlıktan korkuyorsunuz?

-Evet. Perdeleri hiç açmam. Işığıda yakmam. Karanlıktan değil, gözlerimden korkuyorum.

*Gözlerimden değil göz bebeklerimden ve yıllar sonra doğacak göz bebeklerim için korkuyorum.

-Yalnız kalmaktan korktuğunuzu da biliyorum.

-En çok korktuğum. Kaçınılmaz! Bu yüzden etrafımda kimse yok!

-Ve beni kaybetmeyi asla göze alamayacağınızı (Gülümsedi.)

*Gülümseme bana! Durdu beynim. Diyorum Meydey!

Bilmiyorsun.

Tamamiyle kendime ait bi suçu sahiplenmek hissi istersem bırak kendimi seni bile kaybedebilirim.

Ve elinden hiç bişey gelmez.

-Gitme vakti. Hoşçakalın.


Bu Bizim Paranoyamız Değil!


İlaçlarımı düzensiz alıyorum. Buda uykumu yolundan şaştırıyor. Uyumaya adam akıllı karar verdiğim de; Bütün duyularım terfi etmişti. Rüyalarımında deşifresi; bi çeşit holokost. Uykuya daldığım anda uykuma uyandım. çimen üzerinde sırt üstü yatıyordum ve ağaçların arasından ışıklar yüzüme vuruyordu. Buda güneşin yakamozuydu. Rüya buydu. Koluma giremediğin bir sahnenin dans pistinde, Zaman varken müzikle oynaşmayı planlıyorum. Bi anda dans pisti hastane koridoru oluveriyor. Doktorla muhabbet ediyorsun. Katran karası çaylarınızı yudumlarken; Tedavi ye yanıt vermediğimi dilinde dolandırıyor. Yanıt vermiyorum çünkü; Ben iyileşirsem Sen yok olacaksın Oysa ben zehir gibi seninle besleniyordum. Az daha beni öldürüyordun! Sevgilim! Bu rüyayı çocuklara masal anlatırcasına uydurdum ve seni. Bir varmış, bir yokmuş Bir türlü sevmiyordum. Sahi Tanrım? Benim için bişeyler düşünecek olduk diyelim. Sol elimdekileri neyle takas edersin? Hastane koridorları bi anda kayboluyor. Kendimi bizim filmimizin setinde buluyorum. Ben hep replikleri yanlış dile getiriyorum. Uyarılıyorum. Su içiyorum. Memnun oldum Sayın Yönetmen. Bundan nefret ediyorum dublör. Yüzüme yumruk attın sen. Ve ne kadar güzelsin. Yapılması gerkenler bittikten sonra kendimi yine Yerde çimen kokusuyla sevişirken buluyorum. Işık sakinleşmiş. Sanırım akşam oluyor Ve uyanma vaktim geliyor. 1 2 3 Uyanıyorum. Bu defa daha huzurlu bi yerdeyim. Dizine yatmak daha eğlenceliymiş Sevgilim. Sana dokunmam bi nevi süspansiyon. Oluşumda yağmur bulutundan hallice. Kucağına iyice yapışıyorum. Şişelerin ardından dünya olduğundan daha da aptal görünüyor. Bu bizim sorunumuz değil. Belki daha sonra mutlu olabiliriz. Bu bizim paranoyamız değil.


Fotoğraf için ve içinde poz verdiği için Coşkuncuğuma teşekkür ediyorum (:

9 Temmuz 2012 Pazartesi

Çünkü; Kadındık Biz.


kadın

Bir kadının hayatına "gitme" diyebileceği bir adam girmeliydi.
Reformları son bulmuş Sovyetler Birliği gibi dağılmış bir aklı toplamalıydı birileri.
Sevdalar doğurup, göğsünde yollar biriktiren bir kadının;
Aklından kalbine aracı olmalıydı.

Aklını en yakın yürekte kaybedenlerdendik.
Tırnaklarının üstü oje, arası kan dolanlardan.
Kasıklarından sancısı eksik olmayan,
Dudaklarını jiletle parçalayanlardan.
Silahın kabzasına, geçmiş biriktirenlerden.
Islak sevenlerdendik biz,
Beynini duvarlara vurup vurup susturanlardan.

Çift kişilik bir aklın,
devrik cümleli tekil yolcusuyduk.
İçinde devrimler yapan, dışında milliyetçi.

İnen son ayetin, ilk reddedeniydik.
İnandıklarından korkan.
Kaybedilenin arkasından ağlanır mıydı hiç?
Rakı yalnız içilir miydi?
Günahtan zevk alan, cehennemden korkar mıydı?

Çünkü Elif'tik biz,
Dünya dönsündü.
Yine biz dimdik,
Yine alnımızda kan ter.
Yine karşı dururduk.

Başımız yoktu ki, sonumuz olsundu.
Başımız koptu ki,
Aşkı bulduk.

Gözlerinden uyku akan gecenin kör katilleriydik biz.
Şiirler doğururduk, en sonuncusunda öldük.
Bir mevsim vardı ki, saçımız yüzümüze dalgalanırdı.
Kestik en ince ayrıntısından.
Bir zaman kel kadındık biz.
Boynumuz sırat köprüsü,
Bir adamın dudak kenarına uzanan.

Şarkı söylerdik biz.
En sevdiği yerden başlayan.
Bülbüldük biz.
Kafesine pisleyen.

20li yaşlarında sövenlerdendik gelene geçene.
Küçüktük biz,
çocuktuk.
Atlı karıncalar, süvariler.
Savaşa hazır tek kişilik bir orduyduk!

Yeri geldiğinde amazonduk biz.
Göğsünde top tüfek yumuşatan!

Topal bir barış güverciniydik,
Kanadında salıncaklar barındıran.

Aşık bir kadının,
Yaralarıydık biz.
Sadece bir adama sunulan.

1 Nisan 2012 Pazar

DUDAKLARIM BİR ASTRONOTU ÖPÜYOR.

         
astronot

Otostop çeken astronot bir çocuğu arabanıza almazsınız.
Sağa çekip, el verip kol kaptırırsınız.
Yer çekimine kafa tutarsınız, hatta kafa atarsınız.

Dünya;
Çocuğunu yiyen bir aborjinin ağzı gibi kokuyor.
Ve durup bir nefes alıyoruz.
Çocuk oyunudur yerden yüksek!

Sesini aç, otopsi şarkılarına içelim!
Ve aşk; inceldiği yerden dikmektir kopmak üzere olan etini.

Nevruz kutluyor birileri.
Birileri yaktığımız gemilerin üzerinden atlıyor.
Geçmişte kalmış, çaput bağlayıp dilek dilemeler.
Sizin yerinize diledi birileri, bütün dileklerinizi.
Ve Tanrı artık, mutlu sonlar için insan üretmeyi kesti!

İşbirliği mi onunla?
Dua etmeyeli, zaman üzerinizden geçiyor.
İstenmeyen çocuklarınıza bakın!
Zaman her birinizi gebe bırakıyor.

Doğurduğum bütün bebekler ölü,
Ve ben doğurmadan reddettim her birini.

Cürretsiz birer cellat, yaşı kadar konuşan her bir birey.
Ve ben çoktan büyümüş, bir kız çocuğuyum.
Saçımı kestiğim günden beri,
Reddedildim.

Küçük bir kadının memeleri kadar dikti başımız.
Ve kellemizi vurduk.
Milattan önce..

Savaş Tanrılarıydık!
En son kendimize savaş açtık.
En son savaşımızı kaybettik.

Bir adamın göğüs kafeslerinden sesleniyorum size!
Ellerim parmaklıklarda.
Dudaklarım bir astronotu öpüyor!

Ve onlar;

Kanlarında boğuluyorlar,
Herkes aç.
Kendilerini yiyorlar!
Herkes aç.
KAÇ!

Kaçtım.
Otostopçu astronot bir çocuğun elinden tuttum,
Kaçtım.

Nereden bilecektim,
Dünya'ya hizmet edeceğimi
Ve dünyayı kendime çekeceğimi.

Biz aya ayak basan ilk aşıklardık.

7 Şubat 2012 Salı

SENDEN BAŞKA ART NİYETİM YOK BİLESİN.


Bir sırrı vaktinden önce saklayıvermişim.

Yüksek yüksek kaldırımlardan

atlayıvermişim.

Sonra eczama batikon eklemişim.

Ve pomatlar hep steril.

Morfin bas

Ve artsın uyarıcılar.


Seyyar kasa

Vel asr' innel insane.

Çekirgenin öğrenecekleri varmışdı.

Annemde bu ara beni sevmiyor.

Alışık değilim böyle karalamaya

Yazdım beynimi.


-Karışık patso halimi anlatabileceğim cümleler kuramıyorum. Buna 'amerikan salatası sendromu' diyoruz.


Odama girdim.

Ortalık savaş alanı.

Girdiğim gibi

Çıktım.

Bulantım arda kalanı.


Adını bilmediğim tütsü.

Dumanı beyaz fuları elliyor.

Kokusunu duyuyorum ?


Otobüs dursun.

Yaşlı adam koltuğun rahminde.

Cenin pozisyonu almış

Bi doğrulursa

Burjuvalar, taşralılar

halaya durur.


Sürrealist karga

Vejeteryan değil.

Peynirle ilişiği kesilmiş.

Canlı performansım adına Aynadaki retro sanatçı

Beni kim yarattı?


-Bu kadın bile.Beni boşverecek.Gün gelecek


Organlarımı

Türk Dil Kurumu'na bağışladım

Seni de bağışladım .

Sol omzumun altına tekabül eden kısım.

İstediğin kişinin gözü

Kulağı ol diye savaşım.


Sahneleyebileceğim tek rol

Bu sıra ucube.

Bu son perde

Ophelia gibi ölmek istiyorum.

Hayatım cesedimin yanında

Sönük kalsın

Kalsın ki.



Çayıma morfin katıyorum.

İlaçlar ağrıma gidiyor.

Hangi masalda kafası güzel prensesten söz ediliyor?

Kurtarsana beni lan!


Absürd hikayeleri uyuyunca yazıyorum.

Romantik komediyi uyumadan önce.

Dram tam şuanda.


-.erög anab admat kamalamcaŞ


Rüyamda;

İhanete uğruyorum.

Bi çay içmeden şurdan şuraya

uyanmıyorum.

Annem uyuyor.

Ben uyanıklıyorum.


- Bıraktığım yerden Allahu Ekber ve Ah! çekiyorum

21 Kasım 2011 Pazartesi

Üzerimde senden daha şık duracak bir ecel tanımıyorum.


rüya yorumlamak

Saat kullanmıyorum ben, epey geçmiş olmalı.
Sol bileğimdir ki o; “Ne ararsa kendinde arar”
Kirpiklerime konan saydam kuştan anlıyorum, yüzünü aya dönmüş. Gagasında iyimser küfürler…
Gece olmuş, gecenin körü.
Körüz.
Görme yetimi kaybettiğimde, gözüme sen dolmuştun.
Seninde ben.
Göz bebeğim hala sen.
Aynı kuştan senin gözüne konuyor ya, bir kez daha ikna oluyorum sevginin soyadı senin adın.
Bak işte sende ağlıyorsun, kafan ve kafam birbirine karışmış.
Gözyaşının tadını bilen de bi tek benim.
Üzerimde senden daha şık duracak bir ecel tanımıyorum.

Uzağa bakınca gökyüzüyle dünyayı birleştiren bir çizgi var ki;
Dudağının bitimi yanında, kendi isteğiyle sömürge altına girmiş bir devletin sınır çizgisi gibi kalır.
Kadıköy’de bir burun var ki;
Benim burnum kadar soğuk, üşümüş ve kırmızı.
Yanağına yüzümü gömdüğümde, göz çukurunu üşüten var ya hani...
Fransız şarabıyla, arada kalanları eritmek için var edilmiş.
Sayılı günlerim kaldığını bir sen, bir de ben bilmiyoruz.
Ben ölürsem, bu soğuklukta biter.
Dibimde de olsan mesafeler en uzaktır, nasıl yakınsındır biz hariç herkese muamma.
Dalga sesleri seni beklerken çığlık atıyor, vapurlar yolcuları boğaza inci gibi diziyor.
Ölüyorlar bak görüyor musun?
Ben daha doğmamış bir bebektim değil mi?
Enseni görebiliyorum.
Gitmemen için kaç mermi biriktirdim halbuki.
Ama sırtın, bana tual ve ben kırmızıyı senin uykusuz gözlerinde sevdim.
Nasıl boyarım seni kan kırmızıya?
Nefesim ensende, sen uzaklaştıkça boğuluyorum.
Aramızda ki boşluğu iterek kapatmaya çalışıyorum.
Bana ayrılan zamanı doldurmak üzereyim ve tamamladığım mesafe üşüyen elimi koynuna soktuğumda ulaştığım kadar.
Kelimelerim peşine takılmış, en güzel sende duruyorlar.
Aslında beni terk ediyorlar.
Bir adım daha atarsan çok yalnız kalacağım.
Sol elimin yüzük parmağı kadar uzun ömrüm,
Adının yazıldığı kadar sonsuz.
Sayfalarımızı yırtma onların suçu yok.
Biz ne uykulardan uyanmıştık.
Arkanı dönersen, gözgöze gelene kadar kaç insan ölmüştük.
Eğer şimdi bir adım daha atarsan, defterimi tenine gömecekler.
Tebessümüm bile senin dudağına denk gelen mesafede hiç dokunmadan yer değiştiriyor.
Dur adım atma!
Adımı atma!
Üzerime neler yağıyor bak,
Üzerimize neler oynanıyor.
Çıplak ayağının ahşap zeminde çıkardığı ses kadarım,
Bir adım daha atarsan, bütün evler yıkılır.
Ki sigaramı yaktığım kibritlerle dünyayı yakarım!
Aşk için yapılırsa, Allah hesap sormaz.
Bu yolda her yol mübah.
O yola bir adım daha atma!
İntihar teknikleri için bir kitap yazılmamışsa, sakalına dokunup bundan mahrum kalan olmadığı için yazılmamıştır.
Bak ben daha neler yazdım.
Ben 22 yaşında kocaman bir çocuktum ya,
Sen de henüz doğmamış bir bebeksin, kandırmışlar seni.
Saçlarım bir tek sana ninni, göğsün bir tek bana kuş tüyü yastık.
Gidiyorsun.
Sesimi sol cebinde kaybettim,
Kırmızı Winston kutunun hemen yanında.
Gitme demek için onca cümle.
Adım attıkça uzuvlarım çürüyor.
Gitme!
Gittin!
Gitti
?

Belimde çelik halatlar, rıhtıma bağlanmışım.
Peşinden gelemiyorum.
Sorulara tâbi tutuluyorum.
Sorunlara.
Gözlerim sıkıca kapalı.
Aralıyorum.
Üzerimde siyah bir hırka.
Hava yumuşuyor.
Belimdeki çelik halatlar, ete kemiğe bürünüyor.
Tanıdık bir koku.
Arkamı döndüğümde,
Hem ecel, hem ilah-i aşk.
Sakallarına yüzümü sürüyorum.
Sıcaklığın cennet.
Kabusuma tanıklık et.
Benim dünyayla olan tek bağlantım çelik halatlarım.
Çelik halatlarım da senin kolların.
En ikna edicisidir:
Kolumdaki kaderin diş izi.

Rüya yorumlamak, yorulmamak.




13 Kasım 2011 Pazar

Yazmazsam ölürdüm anı.

"Eğer akrebin etrafını ateşle çevirirsen, akrep kendini sokarak öldürür."

İntiharıma ışık tutun!
Menşei olmayan düşüncelerimin göbeğine bayrak diken adam, hayal kurmamın sebebisin.
Patlamayı unutmuş bomba gibi. Hayallerimi kurdum, pusuya yattım.
Ne bu şehir, ne bu oda hiçbirinin beni kabullenmemiş olması senin kabulüne ittiyse beni, itme beni!

Ölenler bile ölü taklidi yapıyor. Ruhumu geri verecek olan neresi?
Haydarpaşa mı? Biralar mayalanan o yokuş mu? Yoksa çift katlı bir otobüsün çatlak camından giren soğuk hava mı? Yoksa yılların gülmemişliğinin hıncını alan bir şişe şarap mı?
Senin dudağın bir tek benimle kıvrılır.

Ama her kaybettiğim savaşta diyorum; "Elif, sen hiç sevilmemiştin değil mi?"
Benim savaşım kendimle, senin savaşın benimle.
Birbirine dolanmış halat gibiyiz. Düğümlü, gemici düğümü.

Bazen senden başkasının anlamayacağı cümlelerim var benim.
Kaybettiğim her uzvum yeniden yerine geliyor bir akrep misali.
Ama ben kullanmayı çoktan unutmuş oluyorum.
Yanlış sofradayım sevgili, kurtlar bana dost değil.
Geri gel, beni ekmek için zaman erken.


14 Ekim 2011 Cuma

Bekle bi, elimin hamuruyla aşk yapıyorum sana.


01:17'den bildiriyor.
Kısa kesilmiş bir sahnenin, nefesi yetmeyen başrol oyuncusu.
Kulak tırmayalacak kadar tiz ve gizli tını.
Anlatacakları ve karnı kadar tok değil ses tonu.
Ve aşık bir kadının sesi kadar titrek.
Bilhassa aşık kadın.
Ta kendisi.

Her yerinden silseler seni,
Saçı, senin sakalına karışmış kadının.
Tırnak aralarından etini temizleyemezler ve sadece sana uzatılmış tırnakları.
Dokun!
Bir vapur balkonunda sırtını iki pencere arasında sağlama alıp, ayaklarını ve aklını ölümle tehdit eden kadın.
Ve her "Küçül!" dediğinde, biraz daha küçülüp kolunun altına sığınanda aynı.
Ağlayarak terketmiyor sahneyi, ağlayarak selamlıyor seyirciyi.

İçi dışına çıkmış.
Gözleri avucuna akmış.
İçi yoğun bakımda.
Elleri otopsi mağduru.
Kendini gebertmek ile öldürmek arasında sıkışmış,
Kapına astığın "Vurmadan girmeyin!" yazısını,
Tamda saat 12'den iki el ateş edip, vurmuş!
İçine girmiş!
İnkar edemezsin!

Sen gidersen dünya durmaz.
Dünya durursa, sen gidersin.

Bekle bi, elimin hamuruyla aşk yapıyorum sana.

21 Eylül 2011 Çarşamba

Asla okunmayacak, okunsa da anlaşılmayacak mektuplar -II-


Bu ikinci merhabam sevgilim. Hal hatır sormayı geçiyorum hemen.

Telefonuma bakmayalı baya oluyor sanırım. Baktığım da 3 mesaj (2'si banka) 1 tane de cevapsız arama vardı. Cevapsız bıraktıklarımdan biri idi. Odam karanlık sen iyi biliyorsun, iki mumla aydınlanıyordu. İçim karanlık onu da biliyorsun, sen içime bakınca aydınlanırdı. Şimdi karartan bakışlardan kaçıyorum, aklımın trafoları bozuldu. Kaçak elektrik kullanan, gece kondu semti gibiyim. Belediye girdi ve dağıttı kaçak yapılarımı.

Seninde sevdiğin bir şarkı çalıyor. Bende aynanın karşısında bağıra çağıra eşlik ediyorum. Senin sevdiğini biliyorum. En tiz seslere çıkıyorum biliyor musun?

Çok ağlamaklıyım, ama bir şeyler beni güldürebiliyor yine de. Örneğin; bazı fotoğraflarımız işte. Onlar yüz kaslarımı çalıştırıyor.

Sensiz gezmeyi sevmiyormuşum ben, oturduğum kaldırımlar üzerimi kirletiyor. İçtiğim su da aslında zehir gibi.

Sürekli kendime saldırıyorum. Hatalarımı saman kağıtlara yazıyorum. Aştıklarımı gemi ve uçak yapıyorum. Ben tembel hayvandım ya. O günde 20 saat uyuyormuş. Ben 20 saat uyanığım. Yağmur yağdı, ben çıkardım bütün kışlık abalarımı. Islandım, sırılsıklam oldum. Yemek yaptım, çay demledim. Demiştin ya "ikisi aynı anda doldurulmaz köpürür" o günden beri, köpürtmüyorum. Yoğurdun kaymağını hemen sıyırıyorum. Leblebi helvasını hala merak ediyorum. Midem hep ağrıyor sen yokken, hep kusuyorum. Zayıfladım diye beni sevmeyeceğini bile düşünüyorum. Hayatında hep kaybetmişse insan, büyük pes etmişse karşısındakinin de son şansı çıktığında bunu damarlarının içinde hissederdi. Ben seni kazanamazsam, ben dahil herkes kaybedecek.

Hele sensiz uyuduğum uyku, ölümün denemesi gibi. Sol tarafında uyuyup, korkunca kolunda uyanmazsam, irkildiğimde bedeninle sevgin arasında sıkıştırıp kendini hissettirmezsen uyku yok. Uyurken arkamı dönünce omzumdan öpmezsen sabaha kangren uyanıyorum.

Biz burnumuzu bile beraber çektik, sen benim gözümü silerken, benim elimde senin yüzündeydi. Hıçkırığımız bile eşti. Şimdi gözyaşımı da alıp, (eğer varsa) öbür dünyaya gitmek istiyorum. Bu yokoluşu bir tek sen anlayabilirsin.

Gülmeliydik biz aslında. Hep güldürebilmeliydim. Şarap içip, kahkahalar atmalıydık, sevişirken aklıma gelmeliydi bütün tuhaflıklar. Sen ki benim göz bebeğimi bile öpen Adam'sın. Kirpiklerini dudağımın arasına aldımdı. Kirpiklerin bile sıcaktı Adam! Yüzünün bütün coğrafyasına bayrağımı diktim ben. Boynum bir tek sana uzun yol.

Dünyayı sikeyim! Bırak başkaları kurtarsın burayı. Sen beni öpersen herşey geçecek, bilmiyor musun?

Elimi tutsan yeter..

Çok değil gerçekten, azıcık sevsen yeter.


15 Eylül 2011 Perşembe

Yanında uyanıp, ölmem gerek. Huzuru kokunda ararım, böyle mutlu son olur.

13 Eylül 2011 Salı

En güzel şarkıdır sesin, ilahi aşk makamında..

11 Eylül 2011 Pazar

Kansızlık en belirgin hastalığım.
Bembeyaz tenim, hoşgeldinsiz.
ve kanımın kaybolması stabil durumumu zorlaştırıyor.
Ölümün kıyısında ayak sallarken,
sulu boya ile boyanmış bir resmin,
kırmızılarını alıp damarıma enjekte ediyorum.
Ellerin değiyor içime.
Hissediyorum.