27 Şubat 2014 Perşembe

Ve Biz Gaipten Sesler Duymaktayız.



İlacımız ıslak topraktan bir tablete çivi yazısıyla yazılmıştı.
Ve doktor,
Tedaviyi tamamladıktan bi'kaç gün sonra cadı diye diri diri yakılacaktı.
Bunu gören hastalar intihara koşacaktı.

-Doktoru öldürürsek, hastalık ortadan kalkar.
-Birşeyleri ortadan kaldırmak için önce ortalığı kolaçan et!

Burnunu çeke çeke atlas yorganlara sarıyor bedenini SayınHasta.
Hastanın sesinde bi cafenin üst katında ki balkon var.
Sigara içmek için üst kata çıkıyor.

Hastanın gözünde sadece İstanbul'un martıları var.
Ankara'ya kadar ulaşıp suda boğuluyor.

-İnsan yağından sabun yapıyoruz burda!
-İnsan beyninden salata!
-Kafa karıştırma.

Hasta annesine yalvarıyor beni sar, beni öp,
Sonra doğur beni.

Minarenin tepesinde ki hocanın sesi,
Detone bi popstar.
Herşey elindeki çizgilerde.
Başlangıcıysa milattan önce 3000.

-Sesim kısık artık.
-Bi sigara yak iyi gelir.
Beni ne çok seviyorsun!

Hastaydık.
Ölüyor gibiydik.
Ama ölmüyor idik.
İşte öölüm gibi birşeydi!

Ki sonumuza daha çok vardı.
Büyülü ilaçların büyücü yapıcısı
Ve içeni gururlu bi okadar tatminkar.

Biz ilaçlarımızı aksatmıyoruz. SayınDoktor!
Hayır düzenli olarak içer gibi yapıyoruz.
Biz doğuştan zatürreyiz!

Ki zaten bizi yalan söylemeyi iyi bilen birileri yazdı.
İyilik perimiz kafamızın üstündeydi.
Elindeki sihirli değneği aldık, yerine bi sopa verdik.
Gülümseyen peri,üzerimize bir başka yürüyor.
Kafamızı patlatıyor.
Beynimizi açsak açlıktan yeriz!

Ve biz ilaçlarımızı aksatmıyoruz. SayınDoktor.
Biz doğuştan anemiğiz.

-Bağışlıyorum kanımı!
-İçinde ki bütün mikroplarla, cümleten!
-Bağışlamıyorum diğerlerini.

Ve biz hasta değiliz. Hatta biz figüranlarız geri kalanı da bize
sus payı olsun diye yazıldı.

Ve biz gaipten sesler duyarız çoğu zaman.
Yumruk ve yere damlayan kanın sesleri.
Neyin kafasını yaşıyoruz ki?
Bizim kafamız dövüş kulübünün eseri.

Ve biz hala gaipten sesler duymaktayız.

-Hapşu!
-Hasta mı oldun sen?
-Hayır iyi yaşamamı dilemen için numara yaptım
.

SİZE KAFA ATSAM? KAFANIZI DAĞITMIŞ OLURSUNUZ? NE DERSİNİZ?*


Tehdit ediyorum tedaviyi.
Bir annem benimle yaşamaya teşebbüs ediyor.
Bir de sevgilim beni hayatına dahil ediyor.
Dahil olmayı başarıyla hayata geçirince.
Dahilerin hayatına geçiriyorum.
Büyük bir zevk ve şehvetle.

Beynimde ki depremler ve damarlarımda çöken binalar;
Midemde kibomba imha ekibi
Ve siyah bond çanta.

Çantanın içi aklımın silahlarıyla dolu.
Ve 'Ben bir silahım! Ama hiçbir silah yaralamaz insanı,bir başka insan olmadan!'

Terkedilmek insan sıfatına bürünüp,
Beynimde yatıya kaldığından beri;
Seri ilanlar sayfasında seri katiller arıyorum.
Uzuvlarımın seri yokoluşlarında parmak izleri için.

Aynada kendime hemşire edasıyla 'SUS' işareti yapıyorum.
Asıl mesleği doktorluk olan,
Katillere parmağımı vurduruyorum.

Teknolojiyi sevmiyorum ben.
Temassız konuşmayı küfürden sayıyorum.
Verebildiğim yegane tepki hıç-
kırık kalp, sıkıntı ve ağlamak.

Gözyaşı pınarından özgürlüğünü ilan eden damla
dudaklarıma ulaştığında,
Doktor tavsiyesi gargara.
Dişlerimi taşlıyorum.
Dişlerimi gösteriyorum.
Çevremde ne var ne yok hırlıyor.
Yastığım,dolabım,okunacak kitabım, sigara ve tablası.

Gökyüzünü sırtımda taşıyorum ben.
galiba cismim
yıldız yağmurunda rüya şemsiyesini açan casus gemi!
Yılım kadar yıldıza sırtımı dövdürüyorum.
Omzumda taşıyorum kendimce dünyanın ikizini!
Galaksi onca arpa yükü.
Hafif insan.
Samanyolu.


Hastaneler geziyorum.
Morgları kolaçan ediyorum.
Dahiliyeden çıkıp ruh ve sinir hastalıkları hapisanesine gidiyorum.
Ben birşeylere bağımlıyım ve bağım amatem!
Güzel bir yürüyüşün ardından başhekimin odasında soluklanıyorum.
Bitiriyorum.
Tedaviye cevap vermiyorum.
Doktora tavsiye de bulunuyorum.

"Beyin kanseri olmuşsunuz ne acı.
Size bir yogurtlu deli alayim birde sizofren ustu paranoyak.
İyi gelecektir."
"Hastasın sen!" diyor.
"E ben bunu biliyorum zaten. Kafam dağılsın diye size b*k attım.Yada durun!"

Evet biliyordum. Deserebre olan kobay bendim.
Yada DURUN DOKTOR.

'Size bi kafa atayım. Hem kafa dağıtmış olursunuz hı?'


cinnetparçacıkları I

HAYDE BRE.

Yayınımıza Türkçe sözlü hafif hüzünle devam ediyoruz. Benimle birlikte intihar et anne!

Ve Elinden Hiçbişey Gelmez.



















Uçar adım lobiden içeri girdim.

-Hoşgeldiniz Matmazel. Buyurun oturun. Çay içer misiniz?

-Hoşbuldum. Kahve koyuver sen. Hatrımda kalabilmen için ihtiyacım olacak.


*Gerçekten onca yıl devrelerimi işgal etmesine izin verecekmiydim? Emin değilim.

-Hayhay. Müzik ister misiniz? Neyle inleteyim duvarları? Ne dinleteyim? Pop? Caz? Vals?

-Eski kalem olsun. Kafamda kötü düşünceler ve dans etmek isteyen cüceler var.

*Dans etmek isteyen bendim. Allahın belası cüceler nerden çıkmıştı?

-....... ! Ne kadar da güzel çalıyor.

-Kesinlikle enfes. Beni dansa kaldırmayacak mısınız?

-Bu eşsiz güzelliğin eşsiz kalabileceğini düşünmemiştim. Kahve ısmarlamakla yetinmek zorunda olduğumu sanıyordum.


*Ahmak.Şapşal. Hala lagaluga. Söverim(!) böyle aşkın ızdırabın(ı)a.


-Çok güzel dans ediyorsunuz!

-Bilakis bu işte çok kötüyüm. Sadece ritim.Dans etmeyi bilmeyen sizsiniz.

...

*Bu halini seviyorum be adam.

-Dans etmek bi zevkti. Haydi konuşun lütfen. Ses tonunuz karnımı doyuruyor, diş ağrım gidiyor, tuvalete gitmeyi bile unutuyorum. Konuşun.

-(tam şapşal)Siz bana beni anlatmaya çalışsanız?

*Desem kafası karışmadan etmiyor adamın. Düşünüyor ne yapacağını. Beni terketmeden gitmiyor adamım.

-Bildiğimden emin olduğum tek şey gözünüzü kırpmadan topuklarıma sıkabileceğiniz.

-Bence bunu da idrak edememişsiniz.

*Topuk benim işim değil! Kesin çözümlerin kadınıyım ben! Dudakların dururken..

-Kırmızıyı sevdiğinizi biliyorum mesela (?)

-Eveet siyaha gelmeden sağa çekerim kırmızıyı severim.

*Kaldırımlar bu yüzden ıslak, sana gelmeden kanlar akıttım.

-Yüzmekten korktuğunuzu ve kaçtığınızı?

-Doğru kalbimi ve parmak uçlarımı kramp kaplıyor. Bi nevi çelik zırh. Buraların en iyi yakın dövüş ustasıyım.

*Ya çok tanıyorsun beni, ya hiç. Ama bilmiyorsun; ben suyun üstünde yürüyorum.


-Süt içmeyi de seversiniz.

-Evet yatmadan önce mutlaka. Yanına bi sigara.

*Sigaranın nikotini ni alıyor yeğen! Beyaz tenimi koruyorum şaraptan. Ya kırmızı olursam. Beyaz şarap hiç sevmem.

-Yanınızda mutlaka kalem, kağıt. Mutlaka kitap!

-Ah evet. Eksik etmem.

*Birini öldürmek istediğimde tetiği değil kalemi çekerim. Ortalığı kolaçan et. Birazdan sıkıcam.

-Karanlıktan korkuyorsunuz?

-Evet. Perdeleri hiç açmam. Işığıda yakmam. Karanlıktan değil, gözlerimden korkuyorum.

*Gözlerimden değil göz bebeklerimden ve yıllar sonra doğacak göz bebeklerim için korkuyorum.

-Yalnız kalmaktan korktuğunuzu da biliyorum.

-En çok korktuğum. Kaçınılmaz! Bu yüzden etrafımda kimse yok!

-Ve beni kaybetmeyi asla göze alamayacağınızı (Gülümsedi.)

*Gülümseme bana! Durdu beynim. Diyorum Meydey!

Bilmiyorsun.

Tamamiyle kendime ait bi suçu sahiplenmek hissi istersem bırak kendimi seni bile kaybedebilirim.

Ve elinden hiç bişey gelmez.

-Gitme vakti. Hoşçakalın.


Bu Bizim Paranoyamız Değil!


İlaçlarımı düzensiz alıyorum. Buda uykumu yolundan şaştırıyor. Uyumaya adam akıllı karar verdiğim de; Bütün duyularım terfi etmişti. Rüyalarımında deşifresi; bi çeşit holokost. Uykuya daldığım anda uykuma uyandım. çimen üzerinde sırt üstü yatıyordum ve ağaçların arasından ışıklar yüzüme vuruyordu. Buda güneşin yakamozuydu. Rüya buydu. Koluma giremediğin bir sahnenin dans pistinde, Zaman varken müzikle oynaşmayı planlıyorum. Bi anda dans pisti hastane koridoru oluveriyor. Doktorla muhabbet ediyorsun. Katran karası çaylarınızı yudumlarken; Tedavi ye yanıt vermediğimi dilinde dolandırıyor. Yanıt vermiyorum çünkü; Ben iyileşirsem Sen yok olacaksın Oysa ben zehir gibi seninle besleniyordum. Az daha beni öldürüyordun! Sevgilim! Bu rüyayı çocuklara masal anlatırcasına uydurdum ve seni. Bir varmış, bir yokmuş Bir türlü sevmiyordum. Sahi Tanrım? Benim için bişeyler düşünecek olduk diyelim. Sol elimdekileri neyle takas edersin? Hastane koridorları bi anda kayboluyor. Kendimi bizim filmimizin setinde buluyorum. Ben hep replikleri yanlış dile getiriyorum. Uyarılıyorum. Su içiyorum. Memnun oldum Sayın Yönetmen. Bundan nefret ediyorum dublör. Yüzüme yumruk attın sen. Ve ne kadar güzelsin. Yapılması gerkenler bittikten sonra kendimi yine Yerde çimen kokusuyla sevişirken buluyorum. Işık sakinleşmiş. Sanırım akşam oluyor Ve uyanma vaktim geliyor. 1 2 3 Uyanıyorum. Bu defa daha huzurlu bi yerdeyim. Dizine yatmak daha eğlenceliymiş Sevgilim. Sana dokunmam bi nevi süspansiyon. Oluşumda yağmur bulutundan hallice. Kucağına iyice yapışıyorum. Şişelerin ardından dünya olduğundan daha da aptal görünüyor. Bu bizim sorunumuz değil. Belki daha sonra mutlu olabiliriz. Bu bizim paranoyamız değil.


Fotoğraf için ve içinde poz verdiği için Coşkuncuğuma teşekkür ediyorum (:

9 Temmuz 2012 Pazartesi

Çünkü; Kadındık Biz.


kadın

Bir kadının hayatına "gitme" diyebileceği bir adam girmeliydi.
Reformları son bulmuş Sovyetler Birliği gibi dağılmış bir aklı toplamalıydı birileri.
Sevdalar doğurup, göğsünde yollar biriktiren bir kadının;
Aklından kalbine aracı olmalıydı.

Aklını en yakın yürekte kaybedenlerdendik.
Tırnaklarının üstü oje, arası kan dolanlardan.
Kasıklarından sancısı eksik olmayan,
Dudaklarını jiletle parçalayanlardan.
Silahın kabzasına, geçmiş biriktirenlerden.
Islak sevenlerdendik biz,
Beynini duvarlara vurup vurup susturanlardan.

Çift kişilik bir aklın,
devrik cümleli tekil yolcusuyduk.
İçinde devrimler yapan, dışında milliyetçi.

İnen son ayetin, ilk reddedeniydik.
İnandıklarından korkan.
Kaybedilenin arkasından ağlanır mıydı hiç?
Rakı yalnız içilir miydi?
Günahtan zevk alan, cehennemden korkar mıydı?

Çünkü Elif'tik biz,
Dünya dönsündü.
Yine biz dimdik,
Yine alnımızda kan ter.
Yine karşı dururduk.

Başımız yoktu ki, sonumuz olsundu.
Başımız koptu ki,
Aşkı bulduk.

Gözlerinden uyku akan gecenin kör katilleriydik biz.
Şiirler doğururduk, en sonuncusunda öldük.
Bir mevsim vardı ki, saçımız yüzümüze dalgalanırdı.
Kestik en ince ayrıntısından.
Bir zaman kel kadındık biz.
Boynumuz sırat köprüsü,
Bir adamın dudak kenarına uzanan.

Şarkı söylerdik biz.
En sevdiği yerden başlayan.
Bülbüldük biz.
Kafesine pisleyen.

20li yaşlarında sövenlerdendik gelene geçene.
Küçüktük biz,
çocuktuk.
Atlı karıncalar, süvariler.
Savaşa hazır tek kişilik bir orduyduk!

Yeri geldiğinde amazonduk biz.
Göğsünde top tüfek yumuşatan!

Topal bir barış güverciniydik,
Kanadında salıncaklar barındıran.

Aşık bir kadının,
Yaralarıydık biz.
Sadece bir adama sunulan.

1 Nisan 2012 Pazar

DUDAKLARIM BİR ASTRONOTU ÖPÜYOR.

         
astronot

Otostop çeken astronot bir çocuğu arabanıza almazsınız.
Sağa çekip, el verip kol kaptırırsınız.
Yer çekimine kafa tutarsınız, hatta kafa atarsınız.

Dünya;
Çocuğunu yiyen bir aborjinin ağzı gibi kokuyor.
Ve durup bir nefes alıyoruz.
Çocuk oyunudur yerden yüksek!

Sesini aç, otopsi şarkılarına içelim!
Ve aşk; inceldiği yerden dikmektir kopmak üzere olan etini.

Nevruz kutluyor birileri.
Birileri yaktığımız gemilerin üzerinden atlıyor.
Geçmişte kalmış, çaput bağlayıp dilek dilemeler.
Sizin yerinize diledi birileri, bütün dileklerinizi.
Ve Tanrı artık, mutlu sonlar için insan üretmeyi kesti!

İşbirliği mi onunla?
Dua etmeyeli, zaman üzerinizden geçiyor.
İstenmeyen çocuklarınıza bakın!
Zaman her birinizi gebe bırakıyor.

Doğurduğum bütün bebekler ölü,
Ve ben doğurmadan reddettim her birini.

Cürretsiz birer cellat, yaşı kadar konuşan her bir birey.
Ve ben çoktan büyümüş, bir kız çocuğuyum.
Saçımı kestiğim günden beri,
Reddedildim.

Küçük bir kadının memeleri kadar dikti başımız.
Ve kellemizi vurduk.
Milattan önce..

Savaş Tanrılarıydık!
En son kendimize savaş açtık.
En son savaşımızı kaybettik.

Bir adamın göğüs kafeslerinden sesleniyorum size!
Ellerim parmaklıklarda.
Dudaklarım bir astronotu öpüyor!

Ve onlar;

Kanlarında boğuluyorlar,
Herkes aç.
Kendilerini yiyorlar!
Herkes aç.
KAÇ!

Kaçtım.
Otostopçu astronot bir çocuğun elinden tuttum,
Kaçtım.

Nereden bilecektim,
Dünya'ya hizmet edeceğimi
Ve dünyayı kendime çekeceğimi.

Biz aya ayak basan ilk aşıklardık.